17 Mayıs 2014
16 Mayıs 2014
14 Nisan 2014
27 Mart 2014
11 Şubat 2014
En İyi Teklif / Giuseppe Tornatore
10 üzerinden 7...
Henüz Hatasız Düşünme Sanatı adlı kitabı yeni bitirmiştim ki; Giuseppe Tornatore'nin en iyi teklifini seyrettim.
Film ve kitapta iyiydi. Filmi izlemediyseniz izlemenizi tavsiye ederim. :)
Bir psikolojik tutukluk yaşıyorsanız,
size yaklaşmak zordur. Ancak sizi fethetmek kolaydır. Nasıl mı?
Sempati duygusu her zaman çok yakışıklı erkeklere veya güzel kadınlara karşı hissedilen bir duygu değildir.
İnsanlar aynı acıları yaşayan insanlara
da sempati duyarlar, onları anlamak için çabalarlar… Kısacası o insan için ne
yapabileceğini bulmaya çalışırlar.
Hatasız Düşünme Sanatı adlı kitapta da
bu (tüm) insanların bir zaafı olarak ele alınıyor.
Marketlere gittiğinizde size ürün
tattıran birçok firmanın asıl amacı, kendinizi ona karşı sorumlu hissetmenizi
sağlamaktır. Tattığınız bir lezzeti almak zorunda hissedersiniz. Aynı zamanda
sizi sempatik bulan bir firma imajına karşı fark etmeden sizde sempati duymaya
başlarsınız.
“Siz bizim için değerlisiniz” diyen bir
etiket, beynimizde “Sende benim için değerlisin” diyen pasif bir tepki
oluşturur.
Kitapta sempati duymanın bağımlı
kılabileceğini okuduktan sonra böyle bir film seyretmek ayrıca cazip geldi.
Adamın sempati ve git gide artan aşk duygusuyla, kişiliğinde nasıl bir
değişimin içine girdiğini görebiliyorsunuz.
Claire gerçekten adamı her an yakalayacağı
noktayı çok iyi kestirebilen bir kadına dönüşüyor. Kelimeleri adamı şaşkınlığa
sürüklerken bile, Claire bir anlık hamleleriyle adamın mantıklı düşünmesine
tekrardan engel oluyor. Aslında Claire’nin kurmaca yaşamında, adamın özelliklerinin
üzerinden giderek ilerlemesi ufak bir sempatik duygu oluşturuyor.
Virgil'in, Claire'yi gerçekten sevdiğine inandığınız
doruk noktasında ise bir anda tüm hikaye çözülüyor… Keyifli geçen bir keşif ve
sonunda tüm keşfedilenlerin bir kurmaca olduğu gerçeği…
Geçelim mevzunun eğlenceli kısmına.
Film bittiğinde… Virgil her şeyini kaybettiğinde, hala Claire’yi
aramaya devam eder. Film Claire'nin tek huzur bulduğu mekanda, Virgil'in onu beklediği mekanda biter. Her şeyini kaybetmiş bir adamın duygularını kaybetmemesi... Bence en iyi teklif bu...
Filmin bittiği Gece ve Gündüz lokantası harikadır. Tasarımından
öte, orası Claire için özel bir mekandır. Karakterlerin bir anda iç içe girdiği
film, bitişinde ise tüm karmaşasını çözüp, size farklı bir fikir karmaşasında bırakıyor...
Aşk, hayatı; cinayet, ölümü sıradanlıktan kurtarır.
Ahmet Ümit / Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
Hatasız Düşünme Sanatını Merak Edenler İçin NTV Kitap tık tık...
Keyifli Seyirler ve Okumalar
5 Şubat 2014
4 Şubat 2014
Kapı
Hz. Rabia bir gece namaz kılmak için seccadesini serer…
Namazını bitirdikten sonra şöyle bir duada bulunur: Ya Rabbi
şu vakitte birçok kimse uyudu, birçoğu sevdiğine gitti, ben de sana geldim, çünkü
benim sevdiğim sensin. Sonra zikre başladı ve seccade üzerinde zikir çekerken
uyuyakaldı.
Bir hırsız girdi evine biraz sonra, bakındı sağına soluna,
oldukça az ve eski eşyaların olduğu fakir birinin eviymiş bu ev diye düşündü
ama birkaç parça eşya almadan çıkmak olmaz diye düşündü...
Torbasına doldurduğu birkaç parça eşya ile tam evden
çıkacakken bir de baktı ki kapı yok!
Az önce girdiği kapı hiçbir yerde yoktu, her yer duvardı.
Aldıklarını bıraktı ve tekrar çevresine baktı, kapı orada
duruyordu.
Tekrar doldurdu eşyaları ve baktı ki kapı yine yoktu.
Bunu tam üç kez tekrarladı; tam o esnada duvarlar dalga dalga
yayılarak dedi ki:
Ey hırsız, seven uyudu ama Sevilen (CC.)
hâlâ ayakta...
3 Şubat 2014
Ne istiyorsun?
-Ne istiyorsun benden?
+İyi bir tebessüm ve huzurlu bir ruh.
-Sanırım bu ikisi yok bende.
+Bir saattir seyrediyorum seni. Kuşlara bile bakmıyorsun. Önünde bir çocuk geziyor, adımlarını takip etmiyorsun. Daha demin şuradan bir kuş sürüsü havalandı. Sen ona bile bakmadın. Aklını ne meşgul ediyor bu kadar?
-İşten kovuldum.
+Sana yeni bir iş bulalım o zaman
-Seni tanımıyorum bile!!!
+Bende seni tanımıyorum. Bilim adamları dünyayı tanımak için çabalıyor, kuşlar gök yüzüyle iyi geçinmeye bakıyor, mevsimler bile güneşin yerine göre şekil alıyor, sen kalkmış birbirimizi tanımadığımızı söylüyorsun.
-Sen bir edebiyatçısın anlaşılan.
+Yo hayır... Ben geçen yıl işten kovuldum. Ondan önce edebiyatçıydım. İşten kovulunca edebiyattan da kovuldum.
-Nasıl yani? İşten kovulmanla edebiyattan kovulmaz ki insan...
+Evet, o halde sen neden herşeyini kaybetmiş gibi davranıyorsun?
-Çünkü borcum var. Hem sevgilimden de ayrıldım. İnsanlar!
+Güzeldir umarım.
-Evet.
+Sende zenginsindir.
-Çalışırken iyi para kazanıyordum. Ama şimdi hayır!
+O zaman sana yeni bir iş bulalım...
-Tamam hadi, ne işi bu?
+Kendini bulma işi. Nasıl ama? Bence fiyakalı bir meslek. Hem bilirsin işte. Kaliteli bir iş. Maaşını da sen belirliyorsun, sermayeni de...
-Senin başka bir işin yok mu?
+Cami avlularına sadece sahipsiz bebekleri bırakmıyorlar, sahibi Allah olan bedenleri de koyuyorlar.
Şu musalla taşına bir kaç saat evvel bir insan getirdiler.
Şaşırdım...
Bir bebeği, çantasında bırakılıyor avluya, bir adam tabutunda...
İnsan ne kadar çok emek sarf ederse etsin, değişmiyor demek ki...
Bence sende yorma ruhunu.
Huzurlu bir ruhtan daha zengini yok. Ve gülebilen yüzden daha güzeli...
Buraya hangi kıyafetle geldiğinin bir önemi yok, önemli olan hangi niyetle geldiğin.
Sen dünyadan ne istiyorsun?
Şu musalla taşına bir kaç saat evvel bir insan getirdiler.
Şaşırdım...
Bir bebeği, çantasında bırakılıyor avluya, bir adam tabutunda...
İnsan ne kadar çok emek sarf ederse etsin, değişmiyor demek ki...
Bence sende yorma ruhunu.
Huzurlu bir ruhtan daha zengini yok. Ve gülebilen yüzden daha güzeli...
Buraya hangi kıyafetle geldiğinin bir önemi yok, önemli olan hangi niyetle geldiğin.
Sen dünyadan ne istiyorsun?
(Ve yollarınız kesişir de bir gün eşini bulursan, sende de kendini onda bulursan... Daha ne istersin ki bu hayattan?)
3 Ocak 2014
RUCHE
E-dergi okur musunuz?
Vakit oldukça takip ettiğim bir e-dergi var.
Sizlerle de tanıştırmak istedim.
Hem modelleri hem de fotoğrafları çok hoşuma gidiyor.
En beğendiğim sayısıyla ve bir kaç fotoğrafla dergi;
Sizce de çok güzel değil mi?
Hem seçilen mankenin yüzünün güzelliği, hem de çekimlerin doğallığı...
24 Aralık 2013
23 Aralık 2013
Karınca Ağacı Sarınca - Kanuni Sultan Süleyman
İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda
bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru
ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan
Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası
değildi. Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar,
ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi.
O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç
tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve
eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını
anlamıştı. Ağaçların dallarını karıncalar sarmıştı. Aklına bir çözüm yolu
geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve
rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o
kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları
ilaçlatırsa onlar ölebilirdi.
İşin içinden çıkamayacağını anlayan Kanunî, bu konuyu danışmak için
hocası Ebussuud Efendi'yi aramaya koyuldu. Hocasının odasına gitti. Ama hocası
odada yoktu. Hemen oracıkta bulduğu kâğıt parçasına kafasına takılan soruyu
edebî bir üslupla yazdı ve hocasının rahlesi üzerine bıraktı. Birkaç saat sonra hocası odasına
gelmiş ve rahlenin üzerinde el yazısı ile yazılmış kâğıdı görmüştü. Eline hat
kalemini alan Ebussuud Efendi, talebesinin soruyu yazdığı kâğıdın altına bir
şeyler yazdı ve kâğıdı rahleye bıraktı.
Kanunî bir ara tekrar hocasının odasına uğradı. Hocası yine yerinde
yoktu; ama rahlenin üzerine bırakmış olduğu kâğıdın üzerine kendi yazısı
dışında bir şeylerin daha yazılmış olduğunu gördü. Merakla kâğıdı eline aldı ve
okumaya başladı. Yazıyı okuyunca yüzünde bir tebessüm belirdi. Kâğıdın üst
kısmında Kanunî'nin hocasına yazdığı sual vardı.
Kanunî şöyle diyordu hocasına
Meyve ağaçlarını sarınca karınca
Günah var mı karıncayı kırınca?
Hocası Ebussuud soruyu şöyle
cevaplıyordu
Yarın Hakk'ın divanına varınca.
Süleyman'dan hakkın alır karınca.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)


















.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)


















