3 Şubat 2014

Ne istiyorsun?

+Pardon rahatsız ediyorum ama...
-Ne istiyorsun benden?
+İyi bir tebessüm ve huzurlu bir ruh.
-Sanırım bu ikisi yok bende.
+Bir saattir seyrediyorum seni. Kuşlara bile bakmıyorsun. Önünde bir çocuk geziyor, adımlarını takip etmiyorsun. Daha demin şuradan bir kuş sürüsü havalandı. Sen ona bile bakmadın. Aklını ne meşgul ediyor bu kadar?
-İşten kovuldum.
+Sana yeni bir iş bulalım o zaman
-Seni tanımıyorum bile!!!
+Bende seni tanımıyorum. Bilim adamları dünyayı tanımak için çabalıyor, kuşlar gök yüzüyle iyi geçinmeye bakıyor, mevsimler bile güneşin yerine göre şekil alıyor, sen kalkmış birbirimizi tanımadığımızı söylüyorsun.
-Sen bir edebiyatçısın anlaşılan.
+Yo hayır... Ben geçen yıl işten kovuldum. Ondan önce edebiyatçıydım. İşten kovulunca edebiyattan da kovuldum.
-Nasıl yani? İşten kovulmanla edebiyattan kovulmaz ki insan...
+Evet, o halde sen neden herşeyini kaybetmiş gibi davranıyorsun?
-Çünkü borcum var. Hem sevgilimden de ayrıldım. İnsanlar!
+Güzeldir umarım.
-Evet.
+Sende zenginsindir.
-Çalışırken iyi para kazanıyordum. Ama şimdi hayır!
+O zaman sana yeni bir iş bulalım...
-Tamam hadi, ne işi bu?
+Kendini bulma işi. Nasıl ama? Bence fiyakalı bir meslek. Hem bilirsin işte. Kaliteli bir iş. Maaşını da sen belirliyorsun, sermayeni de... 
-Senin başka bir işin yok mu?

+Cami avlularına sadece sahipsiz bebekleri bırakmıyorlar, sahibi Allah olan bedenleri de koyuyorlar. 
Şu musalla taşına bir kaç saat evvel bir insan getirdiler. 
Şaşırdım... 
Bir bebeği, çantasında bırakılıyor avluya, bir adam tabutunda... 
İnsan ne kadar çok emek sarf ederse etsin, değişmiyor demek ki... 
Bence sende yorma ruhunu. 
Huzurlu bir ruhtan daha zengini yok. Ve gülebilen yüzden daha güzeli...
Buraya hangi kıyafetle geldiğinin bir önemi yok, önemli olan hangi niyetle geldiğin.
Sen dünyadan ne istiyorsun? 

(Ve yollarınız kesişir de bir gün eşini bulursan, sende de kendini onda bulursan... Daha ne istersin ki bu hayattan?)