11 Ekim 2013

Kuğunun Son Şarkısı - Beşir Ayvazoğlu

Kitap: Kuğunun Son Şarkısı
Yazar: Beşir Ayvazoğlu
Yayınevi: Kapı

Keşfedilmeyi beklenen güzel bir Türkçe var. Tıpkı arkeologların toprağı kazması gibi bizimde fikrimizi eşelememiz, dilimizdeki ifadeleri incelememiz ve kendimize zengin bir dil hazinesi çıkartmamız gerekiyor.
Kuğunun Son Şarkısı kitabını okurken fark ettim ki Şeyh Galip amenna ama ben Beşir Bey’in bile dilini anlamakta zorlanıyorum. Kuğunun son şarkısında güçlü bir Türkçe kullanarak Şeyh Galip gibi bir kuğunun hikayesini anlatıyor.


“Kaknus güzel fakat acayip bir kuştur. Yeri yurdu da Hindistan’dadır. Uzun, kuvvetli bir gagası vardır. O gagada ney gibi birçok delikler bulunur. Yüze yakın delik vardır. Sonra da kuşun eşi de yoktur; tektir bu kuş! Gagasındaki her delikten başka türlü ses çıkar; her sesten de başka bir nağme duyulur. Bütün kuşlar susarlar. Onun sesinin güzelliğinden hepsinin de aklı başından gider. Bir filozof vardı; bir müddet onu inceledi ve müzik bilgisini onun sesini taklit ederek meydana getirdi. 


Bu kuşun ömrü bin yıla yakındır. Öleceği vakti bilir. Öleceğini anlayıp da kendisinden ümidi kesti mi çalı çırpı toplar, onları çepe-çevre yığar. Tam ortasına da kendisi geçer, yüzlerce türden başka çeşit bir derli nağme çıkar. Hem feryad eder hem de ölüm derdinden gazel yaprağı gibi titrer. Onun feryadını duyup işiten bütün kuşlar, onun coşkunluğunu gören bütün yırtıcı hayvanlar, karşısında düşüp ölürler. Hepsi onun ağlamasına ağlar; bir kısmı da dermansız, takatsiz bir hale düşüp ölür gider. Onun bu ölüm günü acayip bir gündür. Gönüller yakan feryadından âdeta gönüllerden kanlar damlar. Nihayet bir soluk ömrü kalınca şiddetle kanatlarını çarpar. Kanadından bir kıvılcım sıçrar; alev alır, ateşlenir. O ateş çevresindeki çalı çırpıyı tutuşturur; bu suretle tamamıyla yanar gider. Külde bir zerre bile ateş kalmayınca o külden başka bir kaknus kuşu meydana gelir. Hiç kimseye böyle bir şey nasip olur mu? Öldükten sonra doğsun yahut doğursun!” Feridüddin Attar’ın Mantıku’l - Tayr adlı eserinden alınan bu hikaye güçlü bir imge oluşturur. Kaknus edebiyatın oluşturduğu hayali bir kuştur. Ancak edebiyat güçlü bir imge olarak bize hayran olunası bir güzellik sunar. Tıpkı yukarıdaki hikaye gibi Galip’de hayatının sonuna doğru bıraktığı eserlerle tüm diğer edebiyatçıların hayran bakışlarını toplar.



Beşir Ayvazoğlu, Feridüddin Attar’ın oluşturduğu kaknus kuşunun hayat döngüsünü Şeyh Galip’in hayatına uyarlar. Ve arka kapaktaki yazı; “Hüsn-ü Aşk, kuğunun, yani medeniyetimizin son güzel şarkısıydı. Gâlip bu şarkıyı Sultan III. Selim, Hattat Mustafa Râkım ve Dede Efendi’yle birlikte söyledi ve sustu. Söz artık “Nasıl bu taze maârifle eskiler âlayim” (yeninin bilgisiyle eskiden daha marifetli nasıl olayım) diyenlerdeydi. Ancak, beş yüz yıllık birikimiyle karılarında ber heyula gibi duran ve inanılmaz zenginliklere sahip olan divan şiiri, Gâlib’in getirip bıraktığı parıltılı noktada hâlâ gözleri kamaştırıyordu. Bu şiirin asla ölmeyen bir tarafı vardı; şiirimizin damalarında bir usare gibi, Tanzimat şairlerinin pek farkına varamadıkları bir alışkanlıkla, fırsat bulur bulmaz yepyeni bir hayatiyetle gün ışığına çıkmak üzere dolaşıyordu. Bu saf şiir usaresi Şeyh Galip şiirinin imbiğinde damıtılmıştı.”
Sadece Şeyh Galib’in hayatını değil Türkçe’ye dair eksikliklerimizi de anlamamıza yardımcı olacağını düşünüyorum.
Keyifli Okumalar.