25 Ağustos 2013

Üç Soru


Bir kral "Eğer bir işe ne zaman başlayacağımı; kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli şeyin ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım” diye düşünmüş.

Kral bu fikrini halkına bildirir. Uzun süre saraya bilgeler gelir, fikirler söylenir ancak kral hiçbir fikri beğenmez. Bu sıralar kral dağda yaşayan bilgeden haberdar olur. Doğru zaman, doğru kişi ve doğru işin ne olduğunu bilgeye sormak için yola koyulur.

Dağdaki bilgenin evine yaklaştıklarında kral muhafızlarından ayrılır ve bilgenin yanına tek başına gider. Kral bilgeye "Ey bilge, size üç sorunun cevabını sormak için geldim. Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? En fazla muhtaç olduğum, dolayısıyla diğerlerinden fazla ilgi göstermem gereken insanlar kimdir? En önemli ve her şeyden önce kendimi vereceğim işler nelerdir?" diye sorar.

Bilge kralı dinler ama cevap vermez. O sırada bilge bahçede çiçek dikmek için toprağı kazıyordur. Kral bilgenin yorulmuş olduğunu görür ve ona yardım eder. Kral soruyu tekrarladığında bilge; "Buraya koşarak birisi geliyor" der. Gerçekten de karşı taraftan koşarak bir yaralı adam geliyordur. Kral adamı tanımasa da yarasını sarar ve onunla ilgilenir. Yarasını pansuman yapar ve gece boyu başında bekler. Gün geçmiş sabah olmuştur. Yaralı adam uyandığında kraldan af diler. Kral "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki" der.

Yaralı adam “Siz benim abimi astırmıştınız. Bende sizi öldürmek için vakit kolluyordum. Burada olduğunuzu öğrendim ve sizi öldürmeye geldim. Ancak muhafızlarınız beni tanıdı. Onlardan kaçmaya çalışırken yaralandım. Siz ise benim yaramı sardınız” diyerek kraldan bir kez daha af diler. Kral böylece bir düşmanının dostluğunu kazandığına sevinmiş aynı zamanda da adamı affetmiştir.

Ancak kral üç sorusunun cevabını alamamış bir vaziyette bilgeye soruları tekrar sorar. Bu sefer bilge sessizliğini bozar ve cevap verir; "Dün eğer bana yardım etmeseydin, gidecek ve şu adamın saldırısına uğrayacaktınız. Yani en önemli vakit, bana yardım ettiğin vakitti; en önemli kişi bendim ve en önemli işiniz bana iyilik yapmaktı. Daha sonra bu adam yanımıza koşarak geldiğinde, en önemli vakit onunla ilgilendiğiniz vakit oldu. Çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız, sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de onun için yaptıklarınızdı."


Şu gerçeği unutmayın: Tek önemli vakit vardır, içinde bulunduğunuz an. O an en önemli vakittir, çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi, kiminle beraberseniz odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez ve en önemli iş iyilik yapmaktır, çünkü iyilik mutluluğun anahtarıdır.