30 Ekim 2013

Püf Noktası

İskender Pala’nın İki Dirhem Bir Çekirdek Kitabından kısa bir hikâye:
Vaktiyle testi ve çanak çömlek imal edilen kasabalardan birinde uzun yıllar bu meslekte çalışan bir çırak, kalfa olup artık kendi başına bir dükkân açmayı arzu eder olmuş. Ne yazık ki her defasında ustası ona:
      -         Sen daha bu işin püf noktasını bilmiyorsun, biraz daha emek vermen gerekiyor.
Ustanın bu sonu gelmez nasihatlerinden sıkılan kalfa, artık dayanamaz ve gidip bir dükkân açar. Açar açmasına da yeni dükkânın da güzel güzel yaptığı testiler, küpler, vazolar, sürahiler onca titizliğe ve emeğe rağmen orasından burasından yarılmaya, yer yer çatlamaya başlar. Kalfa, bir türlü bu çatlamaların önüne geçemez. Nihayet ustasına gider ve durumu anlatır. Usta:
      -         Sana demedim mi evladım; sen bu işin henüz püf noktasını öğrenemedin. Bu sanatın bir püf noktası vardır.
      Usta bunun üzerine tezgâha bir miktar çamur koyar ve:
      -         Haydi! Geç bakalım tezgâhın başına da bir testi çıkar. Ben sana püf noktasını göstereceğim.

Eski çırak ayağıyla merdaneyi döndürüp çamura şekil vermeye başladığında usta, önünde dönen çanağa ara sıra ”püf!” diye üfleyerek zamanla testiyi çatlatacak olan bazı küçük hava kabarcıklarını patlatıp giderir. Böylece çırak da bu sanatın püf denilen noktasını öğrenmiş olur.
Her sanatın incelik gereken nazik kısmına da o günden sonra püf noktası denilmeye başlanmıştır…